Sırtlanini Mağarası (Karacasu)

10.07.2008 Perşembe

İki gün önce yaptığımız Karlık Zirvesi’nin yorgunluğunu attıktan sonra sıra Sırtlanini Mağarası’na gelmişti. Mağaranın içinde, kavurucu yaz güneşinden uzak olacağımızdan öğlen sıcağına kalmamızın sorun olmayacağını düşündük ve hazırlıklarımızı sabaha bıraktık. İp, ışık, yiyecek ve suyumuzu hazırlayarak saat 10 civarında Karacasu’dan yola çıktık. Yazır köyü üzerinden Çamarası köyüne vardık. Yolda gördüğümüz köyler adeta filmlerde görmeye alışkın olduğumuz hayalet kasabalara benziyordu, insanlar sıcağın en yoğun olduğu bu vakitlerde dışarıda olmaktan kaçınıyor, evlerinde vakit geçiriyorlar. Çamarası köyünden çıkmak üzereyken Karacasu’da alışık olmadığım derecede İstanbul ağzı konuşan bisikletli iki küçük çocuğa denk geldik. Çocuklar sıcağa aldırmadan bisikletleri üzerinde kendi rüzgarlarını yaratıp serinliyorlardı. Onları durdurduk ve mağara hakkında bilgi almaya çalıştık. Çocuklar  sağı solu karıştırarak, bulmamız gereken evleri kule diye tarif ederek mağara yolunu anlattılar ama ısrarla mağarayı bulamayacağımızı vurguladılar. Çocukken bizim de sağ elimizde sarımsak sol elimizde soğan olurdu yönleri karıştırmamak için; küçük şeyler gözümüzde büyürdü ve sıcağa da aldırmazdık. Çocukların ‘bulamazsınız’ uyarılarına kulak asmadan tarif üzerine yola çıktık ve kule aramaya başladık, halbuki aradığımız sade bir evdi. Çocuklardan ayrılalı 2-3 dakika olmuştu ki bu sefer tarlada çalışan bir amca ile teyzeye denk geldik ve bir de onlara sorduk. Onlar da ileride kule değil ev olduğunu, evden sola dereye inmemizi ve yine ısrarla mağarayı bulamayacağımızı söylediler. Patika bir yoldan ilerleyerek yaklaşık 2 km sonra meşhur evi bulduk. Yol 2 km ama oldukça dolambaçlı ve taşlı topraklı, hız yapmak mümkün değil. Arabayı evin yanına bırakarak çantalarımızı sırtlandık Sırtlanini mağarasına doğru. Teyzenin tarif ettiği gibi evden sola, dereye doğru inmeye başladık. Çalıların arasında yer yer kayalık alanlar var, sanki bir an mağarayı bulduğumuzu düşünüyoruz ancak bir türlü bize anlatıldığı gibi yaklaşık yarım metre yükseklikte bir giriş bulamıyoruz. Rehbersiz giden bir çok kişi de aynı sorunu yaşamış ve biz de illa ki yaşamalıyız diyoruz. Yan yana duran iki vadi var, biri diğerine göre daha derin, etraf dikenli çalılar arasında kayalık alanlarla dolu. Bazı yerlerde yarı işlenmiş taşlar var. Zamanında buradan işlenen mermerler Geyre Afrodisias’a taşınıyormuş. Tam bir tarif almadığımız için oldukça zorlandık. Ancak aramaktan vazgeçmiyor sadece ara verip biraz dinleniyor, başka alanlara giriyoruz. Evin yanından devam eden yola girip derin vadinin başlangıcına doğru gittik ve vadinin tabanından aşağıya doğru ilerlemeye başladık. Vadinin tam içinden ilerlerken oldukça zorlandım, suyu en çok alan buradaki çalılar oldukça gelişmiş ve yürümeyi oldukça zorlaştırıyor. Diğer arkadaşlar daha üst kısımlardan gittikleri için kısmen daha rahatlardı. İyice yorulup vazgeçtiğimizde her tarafımda dikenler ve çizikler vardı. Tekrar eve doğru tepeye tırmandık ve bulabildiğimiz nadir ağaçlardan birinin gölgesinde meyvelerimizi yedik ve son suyumuzu da tükettik. Bölgede bazı orman çalışmaları yapılmışsa da mağara çevresinde genellikle ardıç ağaçları ve çalılıklar var. Geri dönme vakti artık gelmişti. Yaklaşık 1 saat boyunca ağacın gölgesinde dinlendik ve gücümüzü tekrar topladık. Eve ulaşınca arabayla tekrar köye gittik ve köy muhtarını bulduk. Muhtar çocukların kendisine haber verdiğini, bizim orda oldukça oyalanmış olduğumuzu söyledi. Yaklaşık 4 saat mağara aramıştık. Muhtar bize birer gazoz söyledi, sularımızı doldurduk, biraz muhabbet ettikten sonra tekrar gidip gitmeyeceğimizi sordu. Geliş amacımızdan vazgeçmiş değildik, tarif etmesini istedik. Muhtar bize mağarayı güzelce tarif edince önceki tariflerin ne kadar hatalı olduğunu anladık ve etrafında gezdiğimiz ama bir türlü o dairenin ortasına bakmadığımız alanı fark ettik. Bize yapılan tarifler hep vadinin iç kısımlarını gösteriyordu, halbuki mağarayı bulunca o kadarda derinde olmadığını gördük. Muhtarın tarif ettiği şekilde aracımızı evden yaklaşık 800 m sonra yolun sağ tarafında yarı işlenmiş olan lahitin az ilerisine park ettik. Buradan yol üstünde biraz daha ilerledikten sonra yolun solunda bir taş üzerine işlenmiş ama zamanla aşınmış, belli belirsiz bir ok işareti gördük. Bu oktan çevrenin en yüksek dağı olan Babadağ yönünde ilerledik. İlerledikçe karşımıza pek sistematik şekilde koyulmamış üst üste taşlar vardı. Yön belirleyen bu taşlar sadece mağara doğru gittiğinizi gösteriyor. Zamanla bunlar da devrilip belirsizleşmiş, dönüşümüzde mümkün olduğunca bunları düzenlemeye çalıştık. Bölgede ardıç ağaçlarının yoğunlaştığı ve kayalık yapının da yüzeye daha yaklaştığı bir bölgeye doğru geldik. Burası daha önce aradığımız derin vadinin batı tarafının üst kısımlarıydı. Hepimiz bu bölgede dağılıp mağarayı aramaya koyulduk ve sonunda birisinin bulduk sesiyle hep birlikte o tarafa koşamaya başladık. Yaklaşık 5 saat aradığımız mağarayı sonunda bulmuştuk. Giriş yarım metre yüksekliğinde idi ve iç kısım karanlıktan seçilemiyordu. Bu dar geçitte yaklaşık 5 metre süründükten sonra ana mağaraya ulaştık. İçerisi karanlık ve ürkütücüydü. Getirdiğimiz ışıklar yeterli gelmiyor ancak belli bir alanı aydınlatıyordu, göremediğimiz yerleri de beynimizin korku filmi arşivlerinden alıp getirdiği korkunç tasvirler dolduruyordu. Bir müddet sonra gözlerimiz karanlığa alıştı ve loş ışıklar altında ilerlemeye başladık. Yaklaşık 10-15 gittikten sonra ikiye ayrılan yoldan sağdakinden ilerlerken solumuzda derin bir kuyu gördük. Dibi görünmüyor ve dikkat edilmezse düşülmemesi işten bile değil. Tehlikeli olan bu kuyuya her ziyaretçi muhakkak dikkat etmeli. Kuyuyu geçtikten sonra aşağıya doğru büyük kısma geçtik. Buradan da mağara sağa doğru ilerliyor. Maalesef ışıklarımıza ve teçhizatımıza güvenmeyerek daha fazla ilerlemedik. Ama ilk fırsatta tekrar gideceğiz. Geri dönüp bu sefer mağaranın sola açılan kısmını inceledik, burası da oldukça güzel ve zorlu bir kısım. Buranında maalesef sonuna kadar gidemedik. Ayrıca sol kısmın en solunda ayrı bir kısım var ki buraya girmesi oldukça zor. Dikitler alttan sarkıtlar üstten, neredeyse dar olan bu kısmı tamamen kapatmış. Mağaranın tavan kısmı daha çok mermer ve bazı yerlerde suyun etkisiyle sarkıtlar oluşmuş. Mağara tavanı dağ yüzeyine yakın olduğu için bazı ağaç kökleri mağara içine kadar inmiş. Dikitler ve aşınmamış kayalar mağara zeminini oluşturuyor. Burada yaşayan bir yarasa kolonisi olduğunu duyduk ama iç kısımlara çok gitmediğimiz için onları göremedik ancak yerde bol miktarda yarasa gübresi var. Serin mağarada 1 saat kadar bir vakit geçirdikten sonra istemeye istemeye dışarı çıktık. Dönüş yolunda işaretleri elimizden geldiğince belirginleştirmeye çalıştık. Dönüşte muhtara uğrayarak tekrar Karacasu’ya döndük.

Köy muhtar ve gelmeden önce görüştüğümüz Karacasu Belediye Başkanı Emin Mete, bu mağarayı turizme açmak için çok uğraştıklarını, mağaranın reklamını yaptıkları ancak bir sonuç alamadıklarını söylediler. Mağara turizme açılmamış ama tanıtımlar bize kadar ulaştı ve bizi buraya çekti. Rahmetli Aydın Valisi Recep Yazıcıoğlu da mağarayı turizme açmaya çalışmış ama çıkan tayini sonunda bu amacına ulaşamamış. Aslına bakılırsa bu mağaranın turizme açılması bölge için önemli bir gelir kaynağı olacak ancak bu tarz doğal alanların bilinçli bir şekilde işletilmesi ve korunması şart. Ayrıca düzenlenmemiş, ışıklandırılmamış doğal alanların daha keyif verici olduğunu da belirtmeliyim.

Biraz da mağara ve ulaşımı hakkında bilgi vereyim. Mağaraya Karacasu’dan karayoluyla ulaşılabiliyor. Karacasu’dan Çamarası köyüne kadar 16 km asfalt yol mevcut. Köyden mağaraya ise 2-3 km boyunca stabilize dağlık yol var. Stabilize yolda yaklaşık 2 km gittikten sonra solda kullanılmayan bir ev var, evi geçtikten yaklaşık 800 mt sonra da sağ tarafta yarı işlenmiş bir lahit bulunuyor. Tabi bu lahit burada sürekli kalmayabilir. Lahiti geçtikten sonra solda işaretli bir taş gördüğünüzde genişçe bir alana aracınızı bırakabilirsiniz.
Mağara içinde bazı kemikler görebilirsiniz. Bunlar domuz, sırtlan gibi çeşitli hayvan kemikleri. Bu bölgede yaşayan sırtlanların avladıkları hayvanları mağaraya götürüp yedikleri düşünülüyor.

Kültür Bakanlığı/İl Kültür Müdürlüğü İnternet Sitesi’ndeki bilgileri de ekleyelim.
Mağara Karacasu İlçesi, Yukarı Çamarası ile Narlıgedik köyü arasında yer alır. Mağaraya her iki köyden de gidilebilir. 20-25 dakikalık bir yürüyüşle Narlıgedik köyü daha yakındır. Afrodisias harabelerine de yakındır. Toplam uzunluğu 348 m. (Ana Galeri:147 m.) olan mağaranın girişe göre en derin noktası -32 m dir. Yatay ve kuru bir mağaradır. Mağara çok dar bir ağızla başlar. 4-5 m. sonra asıl mağara boşluğuna ulaşılır. Salon yan yana gelişip duvar şeklini alan sütunlarla 5-6 bölüme ayrılmıştır. Salona bağlı tüm odalar sarkıt, dikit ve sütunlarla süslüdür. Dışarıda ısı 28ºC, nispi nem yüzde 44 iken, mağara içinde ısı 17ºC ve nem miktarı %85’tir.

Ulaşım hakkında ayrıntılı bilgi almak isteyen ya da daha fazla resim isteyenler olursa bana mail ya da telefonla ulaşabilirler. İletişim bilgilerim için lütfen İletişim bölümünü ziyaret edin.

4 Comments on “Sırtlanini Mağarası (Karacasu)

  1. Tebrikler harika bir anlatımdı. Ama biraz da hikayenin kahramanları ve kötü karakterlere de yer verseydin hiç de fena olmazdı.:)
    Sayfanın sağ tarafına biraz daha alan yaratarak konuyla alakalı fotolar koyarsan iyi olur sanırım nacizane:)
    En önemlisi sözünü tuttun ya, burayı forumlara taşıcam insanlara daha net anlaşılır bir yol tarifi vericem demiştin. İlk adımın çok başarılı kanka..
    Bu arada devamını saklı kentle yapamadık ya, bu beni üzdü..

  2. valla beni de üzdü. bi de cagrı abı bırısının magrayı buldum sesını duyduk demıssın o ses afsin abinindi o sesi duyunca dunyalar benım olmustu cunku heryerımdekı sıyrıklardan ıcerı ter gırmeye baslamıs ve cok acı verıyodu o sesı duyunca altın bulmus gıbı hıssettım kendımı:)

  3. ya güzel olmuş ama bi beni almadın gitti be, aman alırken gaz da al da yaratık saldırırsa tak tak bitti işi

  4. güzel bir deneyim ben ödev için baktım vbe okudum sadece bir anı araştırma mağaranı nasıl olduğu tam olarak anlatılmıyor…